Akıl ve Yürek Manifestosu

Evet, Akıl ve Yürek; bir arada, etkileşim halinde ve uyum arayışında.

İş dünyasının diliyle ifade edersek, varlık nedenimiz ve iddiamız,

  • her bir çalışanın kendisini değerli ve önemli hissettiği;
  • ancak ve ancak birlikte ve uyum içinde hareket eden gerçek takım oyuncularının hem bireysel hem de örgüt düzeyinde hedeflere ulaşabileceği bilincinin hakim olduğu;
  • rasyonel yapılar, sayısal bilgiler denli duyguların da dikkate alındığı;
  • yöneticilik ile liderliğin birlikte uygulandığı;
  • katı hiyerarşik sınıflamalar ve silolaşma yerine katılımın, işbirliğinin ve ilişkilerin önemsendiği ve yüreklendirildiği;
  • çalışanların “kaynak” olarak değil de, bir ortak “niyet” ve ulaşıldığında herkesi kıvandıracak bir hedef etrafında toplanmış çalışma arkadaşları olarak görüldüğü;
  • politik çekişmelerin ve güç savaşlarının arenası değil de, olması gerektiği gibi, herkesin iş sonuçlarını elde etmek üzere birbirini desteklediği; 

yani herkesin ama herkesin yaptığı işe hem aklını hem de yüreğini adadığı çalışma ortamlarını yaratmak.

 

Buluşmaz ve birbirini dışlayan karşıtlıklar dünyasında kuşkusuz aykırı bir yaklaşım bu. Kimileri için belki de bir ütopya öyküsü.

Bizim içinse varoluşumuzu anlamlı kılan somut bir gerçeklik. Güne coşkuyla başlamamızı sağlayan ve günün sonunda bir adım daha yaklaşmış olmanın hazzını yaşadığımız hedefimiz.

Kimi uzmanlar insanlık tarihinde sık yaşanmayan önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğimiz belirlemesini yapıyorlar. Öyle bir dönem ki insanlar dünyayı artık kestirilemez buluyor ve geçmişin bilgileri geleceği açıklamada yetersiz kalıyor. Bu dönemi tanımlamaya çalışan başkaları “türbülans”tan, radikal değişimlerden ve dönüşümlerden, git gide artan karmaşıklıktan ve çoğalan belirsizlikten söz ediyorlar.

Peki, bu belirsizliği ve karmaşıklığı aşıp şirketlerini geleceğe taşıyacak yöneticilere ve liderlere hangi temel varsayımlara dayalı hangi çözümler sunuluyor?

Neredeyse üç yüzyıldır çalışma ortamlarına egemen olan yöneten-yönetilen, aşağıdakiler-yukarıdakiler, ödül-ceza, etki-tepki, neden-sonuç ikilikleriyle belirlenen anlayış bugünün ve geleceğin sorunlarını çözmekte yetersiz kalıyor.

Temel metaforu makine olan bu yaklaşımın en büyük yanılgısı çalışanları makinenin değiştirilebilir parçaları olarak görmesidir. Yapılan araştırmalar bu teknik ve mekanik çözümlerin dörtte üç oranında başarısız olduğunu kanıtlıyor.

 

Artık yeni şeyler söylemek ve yapmak zamanıdır.

 

Öte yandan, insana özgü en temel dinamiklerini dikkate alan yenilikçi görüşler de beliriyor. Makine modelinden uzaklaştıkça çalışmanın doğasına dair yeni ve zengin kavrayışlar ortaya çıkıyor:

  • anlamlı bir iş yapmak ve
  • birbirimize güvenmek için duyduğumuz güçlü gereksinim;
  • katkıda bulunma arzumuz ve
  • bunun karşılığında bir teşekkür almak; 
  • bizi ilgilendiren karar ve değişim süreçlerine katılmak.

Böylece, etkisiz ve işlevsiz müdahaleler yerini insanı gerçekten önemseyen ve hep özlenen sonuçları sağlayan çözümlere bırakıyor. Bu yeni anlayışın oluşturduğu sağlıklı ve kalıcı koşullar çalışanların insana özgü doğal tepkilerini vermesini sağlıyor.

İşte Akıl ve Yürek insanlık tarihinin bu olağanüstü döneminde size cesur ve güçlü bir çağrı yapıyor. Hızla değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmenin yolu Akıl ile Yürek’in yan yana durduğu yerde buluşmaktan geçiyor. Hepimizin derinlerde bir yerde çok ama çok istediği, aslında olabileceğine tüm varlığı ile inandığı şeyi gerçek kılmaya çağırıyoruz sizi.

Bu topraklarda yaşayıp yüreğin türküsünü bize en iyi yansıtan şairlerimizden birinin, Cemal Süreya’nın yaptığı gibi bitirelim:

Hadi!